okumayın lan bu benım ozelim

1 yorum var - 18 Ağustos 2008 11:17

................................

0 yorum var - 16 Ağustos 2008 20:21

öğrendım herseyı..
belli inceliklerini biliyorum ama
hayatın dengesızlıgınden denge arıyorum
uyumsuzlugun uyumunu yakalamısken
işte herseyı ogrenıyorum

aferim4

gece

0 yorum var - 16 Ağustos 2008 20:19

ısık herseyı gözler önüne serermıs
gunduz hersey apacıkmıs
herseyı gorurmusum
dupeduz YALAN
zifiri karanlıktır ınsanı eleveren
ben benı gece tanıdım
hatta senıde
ısık mahvettı bızı
gozlerımız kamastı
hıcbırsey goremedık
ne sen benı ne ben senı
oysa geceler
bosluga duser tum dusunceler
hepsı havadadır hepsı senledır
işte artık sen sen olmussundur
bense ben..
hersey tüm beraklıgıyla oradadır
katlanamayız bu saflıa
uyuruz,uyursun ve uyurum.

0 yorum var - 16 Ağustos 2008 20:16

düşmek için birisinin itmesine gerek yok
eger amacın alçalmaksa
bunu sen ancak kendi basına yapabılırsın
bırısının yardımına gerek yok
amac bahaneyse yada
bu agır yuku beraber tasımak ıcınse
gıderken yanında benıde goturursun
ancak dıbı yınede sen görursun....

1 yorum var - 12 Ağustos 2008 19:24

-Öpüşlerin canımı acıtıyor, dedi genç adam.

Burada oturmuş birşeyler olmasını bekliyorum. Telefonun çalmasını ve şaşırtıcı bir haber almayı. Kapının çalmasını ve beni şaşırtacak birinin gelmesini. Camdan baktığımda şaşıracağım bir manzara görmeyi... Burada oturmuş birşeyler olmasını bekliyorum.. Kalemin kağıt üzerinde kayarak beni şaşırtacak bir dize yazmasını. Kalemin kağıt üzerinde kayarak beni şaşırtacak bir yüz çizmesini. Burada oturmuş birşeyler olmasını...

-Bekleme, birşeyler yap, dedi genç adam.

Aylardır eski sayfaları karıştırıyorum. Eski isimlerdeki bitmiş aşkları kokluyorum bir bir. Silikleşen adların üzerinden geçip kendimi hatırlatıyorum. Silikleşen adların karşıma geçip kendilerini hatırlatışlarını izliyorum. Kırmalarını istiyorum. Kırıldıkça ben de kırıyorum. Yere düşen parçalarının üzrine basarak çekip gidiyorum. Parçalar ayağıma batıyor.. Ardımda kırmızı damlalar bırakarak ilerliyorum..

-Arkana bakarsan düşersin. Işık ileride bir yerlerde, dedi genç adam.

Beni benden daha iyi kandırabilecek bir adam arıyorum. Şehirdeki tüm barlara girip vodka içiyorum. "Burada böyle birini gördün mü dostum?" Barmen "Hayır." diyor. "Görsem mutlaka tanırdım." Barmene boş kağıdı uzatıyorum. "İyice bak!" "Hayır." diyor barmen. "Tanımıyorum." Boş kağıdı cebime koyuyorum. Doğru tahmin etmişim. Olmayanı arıyorum.

-Nihilistliğin lüzumu yok.Var olanın farkındasın, dedi genç adam.

Bütün mektupları döküyorum yatağa. Tekrar tekrar okuyorum hepsini. El yazısından tanıyacağım onu. "Seni seviyorum" yazıyor bu satırda. "Bitti." yazıyor diğer mektupta. Bu oyunun kuralı bu. Her mektubu tekrar tekrar okuyorum. El yazısından tanımaya çalışıyorum okuma yazma bilmeyen adamı...

-Ayrı dilleri konuşurken aynı noktalama işaretlerinde bulurduk birbirimizi..Yazık oldu, dedi genç adam.

Son günlerde virgül taklidi yapan noktalar dağıtıyorum herkese. Endless Sacrifice dinleyerek ağlamaya çalışıyorum. Herşey o kadar aynı ki, hayatın etkisizliğine karşı bir tepki yaratamıyorum. Yaktığım her sigaradan ayrı bir tad almaya çalışsam da, aynı kültablasında söndürüşüme gülüyorum..

-Sana yazdığım şiirlerde kendini arama,hep gizli öznesin sen, ayrı bir parantez açılması gereken, dedi genç adam.

"Seneye ben..." diye başlayan cümleler kuruyorum herkese. Üç noktayı sayısız kelime ile dolduruyorum. Sayısız hayal saklıyorum harflerin arasına. "Eskiden ben.." diye başlayan cümleler kuruyorum herkese.. Üç noktayı sayısız kelime ile dolduruyorum.. Sayısız anı saklıyorum harflerin arasına..

-Gözlerin o kadar derine bakıyor ki kendmi saydam sanıyorum, dedi genç adam.

Baktığım her yüzde fark edilmemiş ayrıntılar arıyorum. Baktığım her yüzde itiraf edilmemiş suçlar arıyorum. Kendi yüzümü tanıyamıyorum aynada. Dünyanın en yalancı insanıyım ben. Kendimi bile kandıracak kadar inandırıcı gülüyorum. Baktığım her yüzde hiç söylenmeyecek cümleler arıyorum şimdi.. Her kıvrıma bir giz biçiyorum..

-Öpüşlerin canımı acıtıyor, dedi genç adam.

Dudaklarımın yaralarına aldırma sevgilim.. Onları senin için en namussuz yamalarla süslüyorum....

0 yorum var - 28 Eylül 2007 17:12

Olay İzmirde bir belediye otobüsündegelişiyor...
yaşli bir amca elinde bastonuyla kalabalik bir otobüse biniyor,
oturacak
yer yok..bastonunu yere vura vura orta siralara dogru ilerliyor, taa
arkaya kadar gidiyor ama kimsede tin yok..baston tiklamasından rahatsiz
olan gencin biri yüksek sesle bağiriyor amcaya "dede,su bastonunun altina
keşke lastik taksaydin bu kadar ses çikarmaz, biz de rahat
ederdik"...bütünn gözler gence dikilirken yaşli adam istifini bozmadan
otobüsü kahkahaya bogacak bomba cümleyi patlatiyor:

17-18 sene evvel o lastigi baban taksaydi simdi biz rahat
ederdik!"...

4 yorum var - 03 Eylül 2007 00:01

Çok zaman önceydi.O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu. İnsanlar
güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.Bir daha hiç olmayacakmış
gibi dolu ve anlamlı.Derken zaman diye üç parçalı bir pey icat etti insan.

Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.Sonra

fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.Dünü düşünüp pişman
oldu, yarını düşünüp telaşlandı;ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve
pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil etti
bugününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu. Bir
türlü beceremedi.Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı.
Bu günü eline yüzüne bulaştırdı...Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki
yarının telaşını da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;ama bugünü hiç
yaşayamadı.Ne yarın ne de dün.

5 yorum var - 02 Eylül 2007 14:27

"cami'de uyaniyorsunuz. bir tahta sandik içersinde, herkes karsinizda saf durmus, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette.

tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak.

herkes etrafinizda, büyük br itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazir. arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz.
dogar dogmaz devlet size maas bagliyor, aylik veya üç ayda bir maasinizi aliyorsunuz.ne güzel, hazir maas, hazir ev...

altmisli yaslara kadar hersey garanti, huzur içinde yasiyorsunuz.

sagliginiz gittikçe düzeliyor.
kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
bir gün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz..
ve genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise basliyorsunuz.
herkes karsinizda elpençe divan...
vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor.
gittikçe zayifliyor forma giriyorsunuz
diger hormonal aktiviteler artiyor, fevkalade.

aman ne güzel günler basliyor...

derken birgün patron size artik üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor.
bu arada babaniz ortaya çikmis, "fazla çalistin" diyor "artik eve dön, isi birak, okumaya basla, harçiligin benden olsun..."

keyfe bakar misiniz ?

okudugunuz dersler gittikçe kolaylasiyor
ekmek elden su gölden bir dönem basliyor.
partiler, diskotekler, kizlarin sayisi artiyor.
derken anne ve babaniz sizi götürüp getrmeye basliyor, araba kullanma derdi de yok artik...

günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak,
oyuncalaklarinla oyna" diyorlar...
mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hiç tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz.

derken anneniz bir gün size süt verme kararini aliyor ve baska bir keyifli dönem basliyor.

mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir.
bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz.
beslenmek için agzinizi açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor sicacik yumusacik gürültü ve patirsiz bir ortamda yasiyorsunuz.
küçülüyor, küçülüyor, ufacik bir hücre halini aliyorsunuz.

ve günün birinde müthis keyifli bir orgazm ile hayatiniz bitiyor." *

iste yasamak...
can yücel

paradoks05 hakkında:

şu an yaşadığı yer Antalya. koşan kaplumbağa olarak çalışıyor.

arşiv